Atık Sözlüğü – 1. Fasikül

Topkapı Bit Pazarı Fotoğraf: Yücel Tunca

Anıt: “… Şurada evler vardı, burada da çöp vardı, Ümraniye Çöplüğü diyolardı buraya. 93’te çöp bi yığıldı, fişek gibi bu evlerin üstüne düştü. Tüm mahalle çöpün altında kaldı. Biçok kişinin cesedini bile çıkaramadılar… Belediye buraya bi anıt yaptı sonra, anıt yıkıldı. Sonra bi anıt daha yaptı. Ama onun da bakımını yapmıyor. Belediyeye kaç kere dedik ölenlerin hatrına şu anıtı bi çevirin, bakım yapın dedik, dinletemedik. İnşallah sen bu sözleri yayınlarsın da belediyeden birilerine ulaşır.” U.A.

Antikacı: Her antikacı dükkanında “bu eşyalar kimlerindi, kimlerden alıyorsunuz, buraya nasıl geliyor?” sorusuna muğlak cevaplar geliyor. Son dükkanda birden cümleler birinin ağzından dökülüyor. “Kimse benim çok güzel antikam var, size satayım demez. Birileri birilerinin evini boşaltıyor nasıl olsa… Eski Rumların, Ermenilerin falan…Onlar bitti artık, onlar kalmadı…o eski evler de bitti artık…” B.Ş.

Aracı Olmak: Elinde kamerayla ya da kalemle, sosyo-politik projesiyle, hiç içlerinden eksik etmedikleri iyi niyetleriyle, atık kağıt işçilerinin hayatlarına karışan “aracılar”… “Kim neyin aracısıdır?” temel sorularımızdan birisi. “Ben, kameralı adam, onların görünürlüğüne, belirli bir bakış açısından algılanabilirliklerine aracıyım,” desem, bir problem yok belki, ya tersiyse? Onlar benim, sanatımın, politik fikirlerimin, sosyal çalışmamın, akademik kariyerimin, kendimin daha çok daha çok görünürlüğümün “aracı”ysalar? Tıpkı, sorularımızın aslında söylemek için yanıp tutuştuğumuz cevaplarımıza aracılık etmesi gibi… O.İ.

Ardiye: Bir ardiyenin içinde sıkıştırılmış yüzlerce plastik şişenin karşısındaki kağıt balyaları, arasında bir üçlü koltuk, önünde sehpa, sehpanın üstünde eski bir ajanda, içinde rakamlar, harfle kısalmış atık malzeme, altında, yanında, köşesinde toplama çıkartma işlemleri… T.B.

Arta Kalan: “Arta kalan için bir şeyin (bir nesnenin, bir kişinin, bir devletin ya da bir halin) nasıl meydana geldiği ile ilgili anlatıya girmeyen ve var olma imkânı bulamayan şey. Arta kalan, değer çıkarılırken geride bırakılan her şeyin toplamıdır… Arta kalanın bir tarihi, terk etmenin bir atlası, kişinin olamadığı şeylerin de bir hatırası olmaz.” nayırr nolamazz… W.B.

Artı Değer: Kavramı Marx’tan önce keşfedilmiş ve zaten kullanılan bir terimdir. G.K.

Asimilasyon: “Sosyal çalışmacı, belgeselci ve ekolojistler, hatta sosyalistler geliyorlar siz toplayıcılarla çalışma yapmaya. Ne ifade ediyor bütün bunlar sizler için?” diye soran arkadaşın, Fehmi’den, “Onlar bizi asimile etmek istiyorlar,” cevabını beklemediği açık. Aldığı rol itibariyle Fehmi, soruların politik olanlarına muhatap görünüyor.” F.T.

At Sırtı: “Çöp idealize edilecek, güzelleştirilecek bir şey değildir. Kotranıslı yaşlı bir adam söylemişti, “Ben Kotranıs’ta dağlarda at sırtında özgürce dolaşırken, şimdi çöpe düştüm diyordu.” Bu bir hak gaspıdır, kabul edilebilir bir haksızlık değildir.” İ.A.

Ayrıştırma: Çöp evleri arşivlerden, definecileri arkeologlardan, araştırmacıları sömürgecilerden ayrıştırmak gerekti. Ama hep yeniden karıştılar. S.O.

Belgesel: “Kağıtçılara gösterebileceğiniz en kötü film kendileri hakkında yapılmış bir belgeseldir. Artık elde olan ya da olmayan nedenlerle görünür olmuşsundur, deşifre olmuşsundur ve bu meslekle ölümsüzleşmişsindir.” İ.O.

Beyaz: Beyaz kağıt ne kadar kalınsa o kadar değerlidir. geri dönüştükçe de pürüzsüzlüğü kaybolur, rengi sararır kararır, bir yumurta kolisi ile bir sanat kataloğu bu nedenle birbirini hatırlar. D.T.

Bit Pazarı: “Boş gezen adam da diyor ki, ‘bit pazarında dükkanım olsun yeter.’ ben de diyom ki kızılay’da dükkanım olsun, altımda mercedesim olsun, kaloriferli dairem olsun… gecekonduda oturuyom, sabahınan kalkıyom, yorganın üstü hep kum, toprak…” S.A.

Bok Böceği: Maharetli ön ayaklarıyla yuvarladığı küreyi tepelere taşıyabiliyor. Sonu Sisifos’a benzemese bari… B.B.

Cam Kırığı: Cam üretme fabrikasında üretim hatası camlar kırılıp tekrar eritiliyor. üretim hatası olmayıp piyasaya çıkan camlar kırıldığında da yeniden eritilip cama dönüşüyor. sonra tekrar piyasa, tekrar fırın… tarih boyunca kırılmalara ve eritilmelere rağmen ölümsüzlük kayıtsızlığı… K.T.

Çaput: “Kağıdımız çaput bizim / Kefenimiz bulut bizim / Mesleğimiz umut bizim / Kıranlara selam olsun” Ü.T.

Çatışma Atığı: Balkanları aşarak Şengen sınırlarından içeri girmeye çalışan mülteciler, Bosna-Hersek’i pas geçiyorlar. Balkan savaşının mayınları ve çatışma atıkları hala Bosna-Hersek topraklarındaki dağlık yerlerde yürümenize engel… M.K.

Çıkma: Şikago dünya fuarında otantik bir Kahire sokağı inşaa etmek isteyen Pangalo, 50’den fazla evin ahşap işi kapılarını ve pencerelerini söktü. Kimi zaman evi satın alıp yağmaladı, sonra geri sattı, kimi zaman evin sahibini maşrabiyelerini camla değiştirmeye ikna etti, bazen de yıkılan evlerden çıkanları aldı. ‘Yağmacılar cephesine katılma sırası bendeydi. Bu özgün ahşap işleri olmadan binalarım sahici olamazdı.’ dedi. Pencerelerde kullanılan ahşap perdeler artık camlarla değiştiriliyor, sayıları gittikçe azalıyordu. Arap Müzesinde maşrabiyeleri koyacak yer yoktu. Sadece bu fuar için Kahire’den eşekler getiriliyor ve izleyicilere bu eşekler sırtında Kahire’nin imitasyonu gezdiriliyordu. Bu dünya fuarları 100 yıl içinde festival, sergi, bienal gibi etkinliklere dönüşse de içerikleri her etkinlikte bir öncekindekinin ötesinde daha farklı, daha yeni ve yaratıcı yaklaşımlarla tasarlanmış “şeylerin” temsil edilmesi çabası ile farklı formlara dönüştü. S.A.

Çiçektepe: “Sabah naylon leğenden çatıları, eski kilimlerden kapıları, muşambadan camları, ıslak briketlerden duvarlarıyla çöp yığınlarının çevresinde, ampul ve ilaç fabrikalarının alt yanında, tabak fabrikasının karşısında, ilaç artıklarının ve çamurun kucağına bir mahalle doğdu.” L.T.

Çöpe Çıkmak: Öğleye doğru belirli konteynerlerde biriken atık yığınlarının şehirdeki yerinden bir harita çıkartıp, gün boyunca konteynerlerdeki kağıdı, plastiği, demiri toplamak. V.Y.

Çöpe Düşmek: Çöpe çıkmanın orta-üst sınıf dilinde tercümesi. R.B.

Çürüğe Çıkmak: Öğütülmeye, yenilmeye, işlenmeye, eğitilmeye, silah taşımaya uygun olmamak. H.T.

Düşmüş: Hayal kurarken kendini yerde bulmuş. B.H.

Express Dergisi: “Kağıt toplama meselesi eskidir, örneğin Express dergisi zamanında, eski gazete toplayarak gazete yapma tarihçesi vardır. Rant meselesi çeşitli şirketlerin kağıdın, çöpün para etmesini fark etmesiyle başladı. Sonra her sayıda derginin fiyatı kağıdın fiyatıyla beraber arttı. Bir süre sonra Express küçüldü, sonra kapandı ve açıldı. Sonra tekrar kapanıp açılırken kağıt fiyatı her defasında daha da arttı.” E.Y.

Eskici: Bir akşam üstü iki eskici, Bedri Rahmi ve Orhan Veli kılığında bir rakı masasında karşılaşırlar. Bedri Rahmi, kendi can’ını eskitirken, Orhan Veli bulduğu eskilerden yıldız yapar. Ama birbirlerini pek de dinlemezler sanki… Bedri Rahmi içtikçe kasvete bağlar, Orhan Veli balıklarla konuşur. D.Y.

Fırtına: Bastırılmış insan doğasının başkaldırması olsa olsa fırtınanın etrafı kasıp kavurduğu ve toplanmayan çöplerin dağ yığınları oluşturduğu günlere denk düşecektir. Y.Ç.

Fil: “Atık toplamaya başladığın ilk günlerde ister istemez utanıyorsun. Eskiden bu işi yapanları gördüğümde, “asla bu hale düşmem” diyordum. Anladım ki, büyük konuşmamak gerekiyor. İlk aylarda, gelip geçen bütün insanların bana baktığını, mikropmuşum gibi davrandığını sanıyordum. Tabii kimse sana bakmıyor aslında, sen öyle sanıyorsun. Başını eğerek dolaşıyorsun sokakta, mahallede. Ama bazen de insanlar gerçekten “ay, şuna bak!” diyordu. Yani seni küçük görüyordu. İlk yıllarda, ‘99’da, 2000’de gelip bizimle kavga edenler oluyordu. “Siz teröristsiniz” diyorlardı. On kişi bir kişiye saldırıyordu. Onlar bizi fil sanıyorlardı. Hani doğudan gelmişsin ya, sanıyor ki her Kürt terörist, her terörist de bir fil gibi. A.İ.

Gönüllü Çevreci: “Atık toplatıcılarına yardım ediyoruz dediler. Halbuki kendi işçisi, konteynırı… Dünya bankasından parayı aldı kendine yatırım yaptı. Bize de gönüllü çevreciler dediler.” Ş.A.

Hikaye Anlatıcısı: Herşeyi taşıyamayacağımıza üzülmeyi bırakmış sanırsınız. Neyin atılıp neyin saklanacağına soğukkanlılıkla karar verir. Biz de hep iyi bir insan olmasını dileriz. S.O.

İşgal Evi: İşgalin hemen ardından yetkililer sizi kovmaya gelmiyorlarsa, sizin o döküntü evi bir güzel toparlayıp binanın ve mahallenin piyasasını artırmanızı bekliyor olabilirler. K.Y.

Jilet: Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Derneği yaptığı yazılı açıklamada, İngiltere donanmasına ait “Invincible” adlı uçak gemisinin Türkiye’ye geldiğini, “gemilerin jilet yapılması” ifadesinin, gemi geri dönüşüm sektörü hakkında bilgi eksikliğinden kaynaklandığı belirtti. G.G.

Kağıttan Kitap: “Onlar kağıt topluyorsa, bir de kağıt yapma, kitap yapma işi var; yayınevlerinde çalışan çevirmen, redaktör, editör var. Çevirmen günde en az sekiz saat çalışır. Orada da bel fıtıkları olunur, kafa kalmaz. Kafayla taş taşımak, kağıt taşımak gibidir… Yayınevi çevirmene iki bin baskı üzerinden yüzde sekiz veriyorsa ne ala, fakat onu vermeden, hatta telif ödemeden, tek ödemelik bir hale sokmaya çalışır. Bin lira vereyim, iki bin lira vereyim… Örneğin iki bin lira verdiği bir işte çevirmen dört ay çalışmıştır. Kağıtçılar en alttakiler, ama o çevirmenin, redaktörün, editörün emeği olmasa o kağıt çıkmaz. Çıkana kadar o rant ve sınıf ilişkileri giriyor; dağıtımcı yüzde kırk alır… Dağıtımcının, yayınevi sahiplerinin ne kadar zenginleştiğini görebilirsiniz.” G.Y.

Kanalizasyon: “19. yüzyılda kanalizasyonlar işsiz ve haydut yatağıydı. Toplumdaki bozulma, çürüme, kokuşmuşluk gibi kavramların hepsi çöp ve lağımla bağlantılıdır. Kapitalizm kirli vicdanını yerin altına hapsetmiştir. Ancak Hugo’nun da dediği gibi pislik aldatıcı değildir. Lağım namuslu bir çamurdur. Çirkefin saklanacak hiçbir şeyi yoktur, çıplaktır. Kapitalizmse, bu kadar açıklığa katlanamaz. Kirli yanını yeraltına tıkar. Lağım insanın baskı altında kalmış “çıplak” yanına benzer. Bu yüzdendir ki Beckett’in kahramanları bok içinde yüzerler.” Y.Ç.

Kapitalizm: “Kapitalizmi tarihin çöp sepetine atmayın, beş para etmiyor.” M.A.

Kişi Başı Günlük Çöp Üretimi: ‘Aydın 1,60, Aksaray 1,59, Bingöl 1,49, Sivas 1,4, Antalya 1,36, Bolu ve Isparta 1,2, Manisa 1,16, Bursa 1,02, Konya 1,01, Adana 1, Samsun 0,94, Mersin 0,84, Erzincan 0,76, Muş 0,64, Trabzon 0,5, Şırnak 0,43, Mardin 0,4 kilogram. S.G.

Koleksiyoncu: “Yalnızca geçmişte kalmış, uzak bir dünyaya değil, aynı zamanda insanların gündelik dünyalarında ihtiyaç duyduklarından daha fazlasına sahip olmadıkları ve şeylerin kullanışlı olmak yükünden kurtuldukları bir dünyaya ulaşmanın hayalini kurar”mış. B.W.

Kompost Çukuru: “Bizim köydeki evin bahçesini biraz ekip biçeyim dedim, mezarcıyı çağırdım kompost için çukur kazmaya. Güzel bir çukur açtı. Organik Emel diye gülüştü komşular. Ben gidince orda bi fıstık ağacı çıkmış, mezarcı da bir iki eve daha kompost çukuru satmış.” E.G.

Korsanlık: Bu yüzyılda, yasadışı avlanma ve dünyanın dört tarafından gelen gemilerinin zehirli atıkları Somali sahillerine boşaltmasına tepkiyle başladı. K.S.

Lağımlaranası: “Ama küf kokan taşlara, merdiven aralıklarına istediğim sayıda kediyi ancak Beyoğlu’nda yerleştirebilirim.” B.K.

Lodos: Atılanları, umut kesilenleri, kaybedilenleri öyle karman çorman kıyıya vuran rüzgar. Baş ağrıtır. S.O.

Martı: Samsun’dan yola çıkan balık kamyonunun peşine takıldı, Mamak çöplüğüne dala çıka karardı, Ankaralı karga dediler. K.A.

Metan Gazı: Kokmuyor, çöpte birikiyor, oksijeni görünce patlayabiliyor. 1993’te Ümraniye’deki gibi. G.M.

Metruk: “Eskiden bilgilerini unutan alimlere de metruk ismi verilirdi. İsminin başına bu sıfat takılırdı. Metruk İsmail Efendi gibi… Burda güzel olan taraf ilim sahibinin ilmi terk etmesi akla getirilmez, ilmin ilim sahibini terk etmesi anlamında kullanılır.. ki çok incedir. “ E.S

Oranienplatz İşgali: Berlin Oranienplatz’da Ekim 2012 ile Aralık 2014 arasında mültecilerin kendilerine uygulanan ulaşım ve çalışma yasağına karşı çadırlarla ve çöpe atılmış eşyalarla gerçekleştirdikleri işgal hareketi. İşgal boyunca geceleri bu çadırlar ve artık eşyalar gizemli nedenlerle yanıyor, her sabah meydanda yanık kokusu içinde direniş kendisini tekrar yaratıyordu. T.U.

Ölü Plastik: Aksine yaşayan plastik, her defasında geri dönüşebilir, geri dönüşüm havuzunda sıvılaştığı için öldüğü varsayılır. Ölmez aslında, sadece her defasında yeniden dirilişi daha kırılgan olur (bkz. ucuz tripodlar) K.T.

Örgüt: “Topladığımız hurdanın parasını örgütlere veriyomuşuz biz güya. Ben karnımı, evdeki iki çocuğumu doyurdum da örgüt kaldı. Örgüt kim?” G.S.

Paçavracı: Baudelaire’den bugüne simgeleşmiş toplayıcı… Üzerine yüklenen anlamlar taşıdığı çuvaldan çok daha ağır R.B.

Pres: Pres makinasını izlerken keyiflenmek. E.T

Postane Artığı: “30 yılı aştığı ve adresine ulaşmadığı için PTT aracılığıyla satılan 8mm filmlerin peşine düştüm bir ara. Yurt dışına banyo için gönderilen sonra adrese teslim edilemeyip 30 yıldır PTT’de bekletilen filmlerin içinden 12 Eylül ertesine ilişkin bir film beliriverdi; Kabataş sur üstünden bir perde aralığından çekilmişti. Askerler araçları durdurup kimlik kontrolü yapıp gözaltına alıyorlardı yoldan geçenleri. Muhtemelen politik bir kişilik olan görüntüleri çeken kişinin son çektiği görüntülerdi bunlar. Bütün imajlar birbiri içine girmişti. Militan imajlar, gündelik hayat imajlarıyla iç içeydi.” E.B.

Postane Çalışanı: Avukatlık bürosunda işe girmeden önce her gün adresinde bulunmayan, alıcısını da gönderenini de kaybetmiş mektupları çöpe atmadan önce okumakla görevli Katip Bartleby. H.M.

Q,X,W: Batı alfabelerinde şık duruşlarına karşın Kürtçe alfabeye girince yasaklı/ayıplı/sansürlü görülen harfler (Bakmayınız: Newroz) Q.W.

Rüyada Çöp Atmak: Özel hayatınızda sevmediğiniz eşyalardan ya da birinden kurtulmak anlamına gelir, malın mülkün elden çıkışı olarak yorumlayanlar da vardır. A.R.

Rüyada Çöp Toplamak: Mal mülk sahibi olmak, para kazanmak demektir. F.G.

Sarı: Çöpteki en değerli metalmiş. pirinç, bakır… R.G.

Şehir: Her gün sürülen, ekilen ve toplanan endüstriyel tarlalar. Her gün ürün verirler, on binlerce çalışanı, aracısı, şirketi, patronu vardır. şehirli de ürettiğine yabancılaştıkça bu tarlaları çöp diye adlandır. N.G.

Şişkin: Henüz preslenmemiş P.T.

Teknoloji Çöpü: “Kartuş bulmak milli piyango gibi bişey” R.K.

Temizlik: Çöp evine bir terapistle birlikte temizlik ekibi giren kadın günün sonunda biraz rahatlamış biraz kaygılı bakışıyla kameralar önünde ailesine sarılır. “Evet, artık atmam gerekiyor.” Duygusal dakikalar… D.S.

Urartuca: Anadolu’nun ölü dillerinden. Merkezi Van Bölgesi olmakla birlikte batıda Erzincan, kuzeydoğuda Kars, doğuda Ermenistan ve Azerbaycan’ı, Urmiye Gölü bölgesini ve güneyini içine alan bir bölgede konuşuluyordu. Bu dil, yüz üç yıl önce öldürülenlerin diline benziyormuş diyorlar. Urartuca okuyup yazamadığımız için bilemiyoruz. T.K.

Üvercinka: “- Kitabınıza Üvercinka ismini verirken “güvercinin kanadı kırıldı” mı demek istediniz? – Hayır böyle düşünmemiştim, ama bu da çok güzel bir fikirmiş.” C.S.

6-7 Eylül 1955: ”Rumların mobilyaları çok kaliteliydi, gerçekten usta işiydi, şimdi her şey sunta… Onların çöpü de temizdi, komşuluğu da iyiydi. Neden gittiler anlamadım. Galiba rahatsız edildiler burada. Çünkü nazik insanlardı.” Ö.H.

Vintage: Üst-sınıf dilinde ve modada bir tür geri dönüşüm. F.R.
Yıkımcı: Kentsel dönüşüm bölgelerinde beliriveren bir meslek dalı. Arayın, gelip yıkalım. D.C.
Zehir: Kullanım süresi dolan her şey. A.T.

 

Sevgi Ortaç & Artıkişler Video Kolektifi 2017-18

En üstteki Topkapı Bitpazarı Fotoğrafı: Yücel Tunca

Sergi: Kuşla Göz Arasında – Apartman Projesi

http://www.depoistanbul.net/tr/activites_detail.asp?ac=166

27 Mayıs 2017 – 30 Temmuz 2017 Depoİstanbul